Ağlayabilmenin inanılmaz hafifliği

Dost tarafından yazıldı..

‘Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.’
(Kızılderili Atasözü)

Ağlayabilmek kutsaldır. Her göz ağlayamaz, her yürek hissedemez. Ağlayabiliyor olmak insana bir hediyedir. İnsanı büyütür. Karşındakini görmeni, anlamanı ve onun ruhuna dokunabilmenisağlar.


Kalp ağlarken büyür, benlik ise ağlarken küçülür.

Kendi benliğinin doruklarında dolaşmayı tercih edenler, ağlamayı beceremezler. Ağlamak kalp işidir, kalbin meziyetidir. Nefsin ve benliğin kıraç toprakları gözyaşının bereketli yağmurlarından istifade edemez.

Benliği şişmiş insanların kalbi küçülür. O kadar büyür ki içindeki ben, biz olmaya, O olmaya yer bile kalmaz. Kendine âşık insan ağlamanın zafiyet olduğundan dem vurur. Güçlü olmak için, zayıf görünmemek için ağladığını kimsenin görmemesini diler. Başkalarının yanında ağlanmaz diye düşünür. Kimse zayıf yanlarını görmesin, kırılganlığını fark etmesin ister.

Oysa bu kadar korunmaya alınmış bir benlik, en ufak bir sözle de yıkılmaya mahkûmdur. Nerede bir abartı varsa, orada gerçek olmayan bir şeyler var demektir. Gerçek olan her şey doğaldır, biraz eksik, biraz da yarımdır. Ama doğal ve sahicidir.

Büyüten aynalara yansıtılan her şey, küçük insanların görüntüleridir.

Ağlayabilen insanlar, zamanın ve büyümenin yorgunluğunu daha kolay atlatırlar. Yaralarına daha çabuk şifa bulurlar. Gözyaşının serinliğiyle yürek yangınları bile çabuk söndürülür.

Ağlayabilen insan daha az öfkelenir. Kendini dizginleyemediği yolların ortasında bulmaz. Gözyaşı sükûnet verir, öfkenin ateşini söndürür.

Ağlamak asla zayıflık değildir. En güçlü olanlar hissedebilen ve ağlayabilenlerdir. Ve en gerçek, en az yalan olanlarda gözünden ve gönlünden ağlayabilen insanlardır. Söz yalan olabilir, insan kendini bile kandırabilir, kendini bile yanıltabilir, ama gönlün ağlaması ancak ruhunu koruyabilen, onu güzel olanla besleyebilen insanların alışkanlığıdır.

Yalan olan her şeye ve herkese rağmen, hâlâ duygularıyla yol bulabilen, kalbinin yükünü gözyaşıyla hafifletebilen insanlar varsa eğer, hayata dair bir ümit de var demektir.

Büyürken ve öğrenirken yorulan, örselenen ve kirlenen duyguların gözyaşı ile temizlenir. Kötü düşüncelerin, savrulmuş acıların ve yürek yangınlarının da ağladığın zaman acısını hafiflemiş bulursun. İçini yakan ve yıkan ne varsa, gözyaşı onları temizler ve serinletir.

Birisine, ağlama tut kendini demek, nefes alma demek kadar yorucudur. Bir çocuğa erkek adam hiç ağlar mı demek, büyürken duygularını sakla, onları ortalığa çıkarma, hatta onları hiç sulama ki, büyümesinler demek kadar haksızlıktır.

Duygularını konuşamadan, korktuğunu söyleyemeden ve doyasıya ağlamadan büyüyen erkek çocukları için, sevmek, sevdiğini söyleyebilmek ne kadar mümkün olur. Hissettiklerini söylediğinde onlarla ne yapacağını bilemeyen bir adam, söyledikleriyle ortada kalmaktansa, söylemedikleriyle göçüp gitmeyi tercih eder.

Erkeği davranışlarından çözmeye çalışan bir geleneğin çocuklarıyız biz. Onları biz kadınlar yetiştirdik. Ağlamasın diye omuzlarına güçlü adam ağlamaz yükleri bağladık. Onları da inandırdık ancak böyle kahraman olunacağına… Kahramanların yorulmayacağına, ağlamayacağına hatta korkmayacağına dair efsaneler anlatarak büyüttük… Gerçek olmanın, insan olmanın, hissedebilmenin ve duyguların dilini okumanın sırrını öğretmeyi de unuttuk sanırım…

Sonra kendimiz şikâyet ettik kendi yaptıklarımızdan, kendi ürettiklerimizden… Duygularını, sevdiğini söyleyemediği için serzenişte bulunduk, dertlendik. Kendi ördüğümüz duvarların arkasında kaldık, en fazla surda delikler açabildik, o da ancak yıllar sonra…

İnsan kendine zulmeder, kendine daraltır ve kendini yorar anlamsız düşüncelerin içinde… Kimsenin ondan beklemediğini, kimsenin ona sormadığını o kendine sorar, o kendine yöneltir, o kendinden bekler…

Ağlayabilmenin inanılmaz gücünü hissederek yaşamak, doyasıya ağlamak varken…