Yılan Hikayesi

Aşkın tarafından yazıldı..

Yılan hikayeleri meşhurdur. Hele dile gelenleri, hele o altın getirenleri, tatlı sözle deliğinden dışarı çıkartılanları.
Yılan deyince çocukluğumuzda dinlediğimiz o eski Şahmaran hikayeleri de anlatıla anlatıla bitirilemezdi.


Adamın huysuz mu huysuz bir karısı varmış.
Mahallenin bütün dedikodusunu bilir, laf taşır, onu ona takar, iftiralara çanak tutar, kocasının başı dertten kurtulmazmış.
Mahalle iyi huylu adama acır, böyle bir kadına tahammül ettiği için komşumuz cennetlik herhalde diye de kendi aralarında konuşurlarmış.
Adam ne yaptıysa, ne söylediyse olmuyormuş.
Sabretmiş olmamış…
Kızmış, kadın ona daha fazla kızmış…
Küsmüş, küstüğüne küsmüşüne pişman etmiş adamı…
Bağırmış, kadın öyle bir bağırmış ki, yedi mahalle öteden duyulmuş sesi!...
Dayanamamış elinin tersiyle bir vurayım demiş, sen bana elini kaldırdın, ben sana ne yaptım diye, eline ne geçtiyse atmış adamın üzerine…
Evlerinin bahçesinde bir kör kuyu varmış. Yağmurlar çok yağdığında, istifade edilen bir kuyu olmaktan başka bir işe yaramıyormuş bu kuyu.
Adam kendince bir plan yapmış.
Tartışma çıkarmak için bahanesi zaten hazır olan kadın, niye geç kalktın diye başlamış yine. Adam gel demiş, evin içinde bağırıp çağırma, dışarıda ne diyeceksen de…
Tutmuş kadını kolundan, bahçeye çıkmışlar.
Tartışa tartışa, kuyunun kenarına gelmişler. Kadın işte geldik demiş, ne diyeceksen de, adam kuyunun yanına iyice yaklaşmış, kadın, kuyuya düşte kurtulayım senden demez mi?
Adam, ya öylemi, demiş dediğin olsun, amma ben değil, sen düş önce bu kör kuyuya..
Ve ardından itmiş kadını aşağıya…
Kadın aşağıya düşerken dahi beddualar yağdırıyormuş.
Hikaye bu ya…Adam doğruca varmış evine, çekmiş yorganı başına, yıllardan beri ilk defa huzur içinde güzel bir uyku çekmiş.
Aradan bir gün geçmiş, ortalık sakin…
İki gün geçmiş yine bir şey yok…
Kadından yaka silken konu- komşu ne oldu, hastamı, sari mi, diye kapıyı bile çalmamışlar.
Üçüncü gün, adam daha bir rahatlamış. Keyfine diyecek yokmuş. Hatta eski neşesi yerine gelmeye başlamış.
Dördüncü günün sabahında, evin bahçeye açılan kapısında, kapıyı çalıyorlarmış gibi bir ses duymuş adam…
Rüzgardandır demiş…
Kapı aynı şekilde dışarıda biri varmış gibi çalınıyormuş sanki.
Kapının üst penceresinden bakmış bir şey görememiş.
Neyse ne diye açmış kapıyı…
Ne görsün!...
Kapıda bir yılan…
Ne işin var sabah sabah diye adam söylenmiş…
Yılan dile gelmiş bu arada…
Ey insanoğlu demiş, kuyuya attığın kadın karın mı?
Evet demiş, Allah''a şükür, kurtuldum ondan!...
Yılan derin derin içini çekmiş…
Sen kurtuldun da biz kurtulamadık demiş…
Ne yani demiş adam, ölmedi mi o kadın?
Ne ölmesi demiş yılan, sesini çıkarırsan boğazını sıkarım diyor, dün boğazımı bir sıktı, ölüyorum sandım.
Allah''ın aşkına kurtar beni şu kadından insanoğlu!...

Kıssadan hisse derler ya. Günümüzde, yılandan beter insanları sevmediğini söylediği halde, yılandan beter tabiatı olanlardan vazgeçemeyen, onların getirdiği haberleri, dedikoduları, dedi ki-demiş ki haberlerini can kulağıyla dinleyenler var.
Yılandan beter tabiatlı olanların el üstünde gezdirildiği, muteber sayıldığı, kılavuz olarak değer verildiği yıllardayız.
Tökezlemeler yaşandığında, varılan her yerden hüsranlarla geri dönüldüğünde yılandan beter tabiatlılara uyanların hiç mi kabahati yok?

-alıntı-