Seferi





Köy kızlarının öğretmenlerine bir çırpıda aşık olduğu, duvarları yamalı, pencereleri kırık, köy okullarının sopsoğuk sınıflarında, titrek bedenlerine sevgi karışmış çocukların soru sorma ürkekliğindeyim. Kırık pencerelerin içinden geçen rüzgar, içimin örtüsünü kaldırıp derin yaralarımı gün yüzüne çıkarsa da, küçücük gözlerin masum bakışlarından utanmıyorum. Tüm katışıklı duygularımı köy okulunun kendi ısıtmaktan aciz sobasına atıp, duvarlarına tebeşirden isimler yazılmış karanlık koridorundan geçip bahçeye çıkıyorum. Yemyeşil bahçenin kenarındaki bir ağaca sırtımı dayayıp, sessizlik soluyorum. Teneffüs anlarının meraklı bekleyişini duyuyorum derinlerde. Bir elmaya birkaç ısırık atıp bütün gün elinde taşıyan çocukların koşuştukları köy okulunun bahçesinde, geleceğe savrulan tohumların kabuklarını kırmasını bekliyorum...



Yüzlerini soğuğun kararttığı, elleri buruşmuş ve kendine has kokularıyla kainatın vazgeçilmez bir parçası olan köy çocuklarının, doğaçlama oynadıkları oyunlarda ?ebe? olmak istiyorum ama samimiyet duvarları aşılmaz olup, önümde yükseliyor. Tecrit edilmişliğin duvarını aşmayı denemekten ziyade, duvarda bir delik açıp onları izlemeyi tercih ediyorum. Kitaplardan öğrenemeyeceğim birkaç kelimeyi yanlarında buluyorum. Onların kelimelerini ekleyecek bir lügatim olmasa da birkaç cümle kurmak için yanıma alıyorum. Peşi sıra yaşadığım ve bulduğum güzelliklerin baş döndürücü atmosferinden sıyrıldığımda, bir iki cümle kuracağım diyorum, kelimelerin yansıtacağı anılarım olmasa da en büyük yalanlarımı ayaklarınıza serebilecek mat bir kalemim mevcut. Belki de yeminler ederim ilerde yaşayacaklarımın yazdıklarımın yansıması olacağına dair, bilmiyorum...

Sularım bir gelgit sırasında çekilse kıyılarımdan, batık gemilerim ve ölü tayfalarım gözüküverse, acaba günahlarımdan utanır mıyım, bir daha cümle kurabilir miyim ve yüzlerinize bakabilir miyim, bilmiyorum. Belki ondandır diyorum, ondandır hayatı hep seferi tadında yaşamam ve her bir nefesimi bir gidişe iliştirmek istemem, kaçmadan ve korkmadan. Sopsoğuk bekleme salonlarının çaresizliklerine umut aşılamak için paralamam kendimi ve geride kalakalanların el sallarken ki gözyaşlarını silmek için uğraşmam...
 
Hayatın kıskacında zor nefes alırken, baharı düşünüp mutlu olmaktır seferilik. Küçücük bir çocuğun masum bakışlarına son bir veda, bir bilete bin umut satmaktır. Elleri ceplerinde şehrin karanlık sokaklarında bağıra çağıra şiir okumak, sabah ayazında okyanuslara gülüş fırlatmaktır. Anlayacağınız üzerine çılgınlık bulaşmış bir halin, şeritli yollardaki aksidir ve insan ancak anlaşılamamanın zirvesinde yakalayabilir bu hali. Sizi alıp götürecek bir el aramayın asla, göçün kendinize, kötülüklerden steril bir ortamda büyüyen çocukların çocuksu tebessümlerini yanaklarından çalıp kısır döngü hayatınızda bir kelebek etkisi oluşturabilirseniz yahut ellerindeki çiziklerden masumiyetin tablosunu yapabilirseniz eğer işte o zaman uçsuz bucaksız yolların senfonisinde bir ses olursunuz. Dimağlardan hiç silinmez ve tarihin kendine has kokusunu benliğinize taşırsınız...




Bir ses olup kendini dağlara çarpanlara...


___Halbarad Kaya___

Bingo sites http://gbetting.co.uk/bingo with sign up bonuses