Logo
Bu sayfayı yazdır

Mısır tarihi... Turist otobüsleri için park yeri yapılacaktı

Firavunlar ülkesinin Tarihi, son bulunan mezarla belki de yeniden yazılacak...
Arkeologlar, Mısır'ın ünlü "Krallar Vadisi'nde son 200 yıldır yaptıkları kazıların, Tutankamon'un altınlarla dolu mezarı da dahil olmak üzere her şeyi bulduklarını sanıyorlardı. Oysa Amerikalı arkeolog Kent Weeks'in vurduğu son kazma, firavun mezarlarıyla dolu bu vadinin daha pek çok sırrı sakladığını ortaya çıkardı. Geçtiğimiz ay açıkladığı buluşuyla tüm dünyayı şaşkınlığa boğan Kent Weeks, bu alanı turist otobüslerine otopark olmaktan kurtardığı gibi, belki de Mısır tarihinin yeniden yazılmasına neden olacak... Ünlü Mısır Firavunu II.Ramses'in oğulları için yaptırdığı anlaşılan bu mezarda en az 50 tane oda var.

Weeks, otopark yapılmadan önce bölgeyi bir kez daha incelemek istiyordu

Kahire'deki Amerikan Üniversitesi'ne bağlı olarak çalışan ve Eski Mısır uygarlığını inceleyen 53 yaşındaki arkeolog Weeks, Mısır'ın ünlü "Krallar Vadisi"nde turist otobüsleri için bir park yeri yapılacağını duyduğunda tüyleri diken diken olmuştu. Otopark için ayrılan bölgede yapılan kazılarda, içinde Firavun Tutankamon'un altınlarla dolu mezarının da olduğu birçok kral mezarı bulunmuş ve M.Ö. 1550 ile M.Ö. 1070 yılları arasına ait her şeyin bulunduğuna karar verilmişti. Ancak Weeks, otopark yapılmadan önce bölgeyi bir kez daha iyiden iyiye incelemek istiyordu.

Weeks özellikle bu bölgeyi neden araştırmak istemişti?

1986 yılından beri Krallar Vadisi'nin ve şuanda "Luxor" olarak bilinen, eski başkent Teb'in bir haritasını çıkarmak için çalışmalar yapan Weeks'in özellikle bu bölgeyi araştırmak istemesinin birkaç nedeni vardı. Bunlardan biri; James Burton adlı bir İngiliz'in 1820'lerde yazdığı rapordu. Burton, II.Ramses'in mezarından sadece 30 m. ileride bir giriş bulmuş; ancak 3 tane odada kazı yaptıktan sonra ilginç bir şey bulamayacağını düşünerek kazıya son vermişti. Weeks'in aklını kurcalayan diğer bulgu da, Ramses'in ve oğullarının mezarlarını soyduğu için yakalanan bir hırsızdan bahseden bir papirüstü.

M.Ö. 1150'den kalma papirüs, o bölgedeki bir soygundan bahsediyordu

İtalya'da, Torino'daki müzede saklanan bu belgede, krallar Vadisi'nde yakalanan bir hırsıza yapılan işkence ve infazdan sözediliyordu. Hırsız, işkence sonucunda II.Ramses'in mezarına girdiğini, sonraki gece ise yakınlarda bulunan Ramses'in çocuklarının mezarına döndüğünü  itiraf ediyordu. Eğer bu papirüste ya­zılanlar gerçekse, yakınlarda bir yer­de firavunun oğullarının mezarı ol­ması gerekiyordu...

1987 yılında Mısır hükümeti. Ramses'in mezarını görmeye gelen turistlerin artması nedeniyle bölgeye daha düzgün bir yol ve bir de otopark yapılması kararını aldı. Bu gelişmeler Weeks'i oldukça rahatsız etmişti. Çünkü, topladığı raporlara, bilgilere ve kendi önsezilerine güveniyor ve bölgede bir kazının daha yapılması gerektiğine inanıyordu.

Weeks'in kuşkuları­nın doğru olduğu ortaya çıktı

II. Ramses'in hüküm­darlık dönemine ışık tutacak kalıntı­larla doluydu...

Yedi yaz boyunca devam eden ka­zılar sonucunda, Weeks'in kuşkuları­nın doğru olduğu ortaya çıktı. 1995 yılının Şubat ayında, bölgenin Kral­lar Vadisi'nin en büyük, en zarif ve en olağandışı mezarını barındırdığı anlaşıldı. Yıllar boyunca kapalı duran bir kapının açılması ile kendilerini bir koridorda bulan Weeks ve ekibi, her iki tarafta bulunan 10 kapı ile karşı­laştılar. Koridorun sonunda ise, "Öbür dünyanın tanrısı" olan Osiris'in bir heykeli bulunuyordu. Bu koridora açılan diğer iki koridorun herbirinde 16 kapı daha vardı. Arke­ologlar, bu bulguyu Ejiptoloji (Eski Mısır uygarlığını inceleyen bilim ko­lu) tarihi açısından son derece önemli olarak nitelendirdiler. Çünkü bu me­zar, büyük bir firavun ve fatih olan II. Ramses'in M.Ö. 1279'dan M.Ö. 1213'e kadar süren 66 yıllık hüküm­darlık dönemine ışık tutacak kalıntı­larla doluydu...

1820'de Burton'ın daha ileri gitme is­teğini kıran şey, duvarlarda hiç süsle­me görmeyişiydi.

Weeks, 1988 yılında kazılara baş­ladığı zaman, bölgenin ne kadar önemli olabileceğini kavramıştı. Ka­zılara bayırın alt bölgesinde 9 x 30 metrelik bir alanda başlanmış ve sondajlama yöntemi kullanılmıştı. 6. ve­ya 7. denemede, 1.5 metre kadar aşa­ğıda, sert ve düzgün bir bölgeye rast­landı. Kazının ilerleyen saatlerinde kaya yatağının içine doğru, 2.1 metre uzunluğunda ve 1.2 metreden daha geniş bir giriş bulundu. Weeks, bu­nun Burton'ın raporunda bahsettiği giriş olduğunu hemen anlamıştı. Gi­riş açıldıktan sonra hemen içeri gir­mişti ama, duvarlarda hiçbir figürün bulunmaması, aynı Burton gibi onu da hayal kırıklığına uğratmıştı. 1820 yılında Burton'ın daha ileri gitme is­teğini kıran şey, duvarlarda hiç süsle­me görmeyişiydi. Ancak, 9 yaşında arkeolog olmaya karar veren Weeks kararlıydı; kazılara devam edecek ve hislerinin onu yanıltmadığını kanıtla­yacaktı.

Romalılar ve Yunanlılar da re­sim ve hiyeroglifleri incelemek için Mısır'a gelmişti

Nil'in öbür yakasındaki Luxor'un tam karşısında bulunan Krallar Vadi­si'nin, yüzyıllardır birçok kişinin ilgi­sini çektiği biliniyordu. Mezarların duvarlarındaki yazıların çoğu da, re­sim ve hiyeroglifleri incelemek için gelen Romalılar ve Yunanlılar'a aitti. Daha yakın yüzyıllarda ise, bölgeye arkeologlar hücum etmişti. 1798'de, Napolyon bile kendi kazıcılarını ge­tirmişti Mısır'a... 19. ve 20. yüzyılda yapılan kazılar, her seferinde yeni mezarların bulunması ile sonuçlan­mıştı. İngiliz araştırmacı Howard Carter'ın 1922 yılında açtığı Tutanka­mon'un mezarıyla, bölgede bulunan mezar sayısı 61'e çıkmıştı...

"En büyük Ramses"

Halkı, II. Ramses'e "En büyük Ramses" diyordu

Mısırlılar, bu ko­nuda hiç de haksız sayılmazlardı; çünkü Ramses'in yaptıkları Guinness Rekorlar Kitabı'nın M.Ö. 1250 tarihli baskılarına girebilecek kadar dikkat çekiciydi. Tarihteki tüm firavunlar­dan daha fazla tapmak, mezar, abide ve dikili taş yaptırmış, hepsinden da­ha fazla kadınla evlenmiş (cariyeleri hariç 8 kadın), yaklaşık 162 çocuğun da babası olmuştu. Hüküm sürdüğü ülkeler ise, günümüzün Libya'sından doğuda Irak'a, kuzeyde Türkiye'den güneyde Sudan'a kadar uzanıyordu...

II. Ramses ile ilgili tüm bilgilerin edinildiği sanı­lıyordu ama.

Bu ünlü firavunun hayatı ve hü­kümdarlığı yüzyıllardır tarihçilerin il­gisinin odak noktası olmuştu. Elde edilen tüm kaynaklardan II. Ramses ile ilgili tüm bilgilerin edinildiği sanı­lıyordu ama, yeni bulunan mezar tüm tarihçiler ve arkeologlar için çözül­mesi gereken yeni bilmeceler ortaya çıkardı. Vadideki diğer mezarlardan son derece farklı olan bu yeni meza­rın neden bu şekilde inşa edildiği bu bilmecelerin en önemlilerindendi. Krallar Vadisi'nde bulunmuş olan mezarların hepsi de tıpkı bir "şırınga" gibiydiler; sarp yamaçlara bir iğne gibi saplanmış olarak bulunmuşlardı. Oysa, yeni bulunan mezar, bu ortak özelliği hiçe sayarcasına, "ahtapot" şeklindeydi.

Bu mezarın bulunmasıyla, Ramses'in tarihteki yeri konusundaki araş­tırmalar bir kez daha ortaya döküldü. Firavunların en önemli görevlerinden biri, tanrıların sunduğu bolluk ve ko­rumaya karşılık, onlara teşekkür edil­mesini sağlamak ve tanrıya yakarışta bulunmaktı. Bir firavun için bunun en iyi yolu da muazzam yapıtlar yap­tırmak ve onları detaylı bilgi ve ka­yıtla süslemekti. İşte, bu görevi en mükemmel bir biçimde yerine geti­ren firavun da II. Ramses'ti...

Hırsızlar odalardaki her şeyi silip sü­pürmüşler

Şimdi, kazıların tamamen bitip ye­ni bulguların bilim dünyasına tümüy­le sunulabilmesi için biraz zaman geçmesi gerekiyor. Weeks'in ilk bul­guları, II. Ramses'in 52 oğlundan iki­sine ait... Bulunan bu mezarın, hazine açısından Tutankamon'unki kadar zengin olmayacağı sanılıyor. Çünkü, hırsızlar odalardaki herşeyi silip sü­pürmüşler. Bugüne kadar altın ya da benzeri hiçbirşey bulunamadığı gibi, bunlara benzer birşeyler bulunması da umulmuyor.

Hırsızlar için boş sayılabilecek bu mezarlar, arke­ologlar için bir hazineden farksız

Ancak, hırsızlar için boş sayılabilecek bu mezarlar, arke­ologlar için bir hazineden farksız. Weeks ve ekibinin bulduğu boncuk­lar, ölünün organlarını saklamak için kullanılan kavanozların parçaları ve mumyalanmış insan organları, tarih­çilere Mısır'ın bu en önemli kralının dönemine ait pekçok şeyi anlatmak için hazır bekliyor.

Mezarın değişik bölme düzeni, ye­rin altında gömülü pek çok sanat ese­rinin ortaya çıkarılabileceğini düşün­dürüyor. Osiris heykelinin sağ ve sol tarafındaki koridorların tavanlarının aşağıya doğru bir eğim yapması ve birden bir metre kadar aşağıya düş­mesi, buralarda bir merdiven olma ihtimalini oldukça arttırıyor. Weeks'e göre daha aşağı katlarda da odalar var. Bu odaların her biri 3 x 3 m. bü­yüklüğünde ama, girişleri sadece 75 cm. genişliğinde... Yani, prens lahitlerini içeri sokabilmek için oldukça dar.

"mezar odaları" cenaze törenleri için kullanılan özel ibadet yerleri mi?

Bu bulguları değerlendiren Weeks, odaların "mezar odaları" olmaktan çok, cenaze törenleri için kullanılan özel ibadet yerleri olduğunu düşünü­yor. Bu odalardaki ve büyük odada bulunan iri direklerde bulunan çatlaklar, yerin altının boş olabileceğine dair birer ipucu oluşturuyor. Belki de bu boşluklarda, içinde mumyalar bu­lunan lahitler var. En azından Weeks böyle düşünüyor... Onun bu umudu­nu arttıran unsur da, mezar duvarları­nı süsleyen resimler ve oyulmuş sa­nat eserleri... Seller, turist otobüsleri­nin yol açtığı titreşimler ve mezar gi­rişinin üzerine inşa edilmiş sızıntılı lağım borusu eski sanatçıların eserle­rinden geriye sadece el büyüklüğün­de parçalar bırakmış ama, yine de ço­ğu yapıldığı günkü gibi canlı ve par­laklar...

Her resmin üzerinde bulunan hiye­rogliflerden anlaşılan, firavunun, en azından 1., 2., 7. ve 15. oğullarının yeni bulunan 5. mezarda gömülü olduğu... Ramses, bu resimlerde, yeni ölmüş genç erkekleri Güneş Tanrısı Re-Harakti'ye, gökyüzünün şahin başlı tanrısı Horus'a ve genelde inek olarak çizilen Analık Tanrıçası Hathor'a sunarken gösteriliyor. Tüm bunlar, firavunların hayattayken "yarı-tanrı" olduklarına ve yaşamın onlar için "tam tanrı" olma yolunda kısa bir yol olduğuna yönelik inancının ger­çekten var olduğunun birer ka­nıtı...

Arkeolog Weeks'e göre, bu mezar tam anlamıyla eşsiz-benzersiz...

Şu ana kadar firavun çocuklarının toplu olarak gö­müldüğü başka bir mezar bulu­namadığı gibi, pekçok firavu­nun çocuklarına da ne olduğu bilinmiyor. Bu da ortaya iki olasılık çıkarıyor: Ya II. Ram­ses çocuklarını kendine özgü bir şekilde gömdürdü, ya da arke­ologlar temel bir mezar tipini yüzyıl­lar boyu gözden kaçırdılar, ikinci şık­kın daha doğru olabileceği düşü­nülürse, sadece Luxor'da değil, daha pek çok yerdeki mezar alanlarının in­celenmesi gerekiyor. Ancak, bu işe girişmeden 5. mezarın kazımının ta­mamen bitirilmesi gerekiyor.

Bu yeni mezarı bulan arkeologlar, hâlâ bazı soruların yanıtlarını bulabil­miş değiller...

Mezar ne zaman inşa edildi? Kaç sene boyunca kullanıldı? Ramses'in kızlarına ne oldu? Acaba onlar, firavun eşlerinin ve prensesle­rin gömülü olduğu "Kraliçeler Vadi­sinde mi yatıyorlar? Firavun kızları­nın da oldukça önemli olduğu ve Kraliçeler Vadisi'nin yeterince araştı­rılmadığı düşünülürse, aynı olasılığın hiç de zayıf olmadığı ortaya çıkıyor...

Weeks'in ekibi, temmuz ayında 5. mezara geri dönmeyi planlıyor. İlk etapta, içerilere yeterince girerek merdivenleri ve aşağıda kalan taba­kaları daha iyi incelemek istiyorlar. Weeks'e göre, tüm mezarı araştır­mak, bir haritasını çıkarmak, deko­rasyonları korumak, içeriye klima, elektrik tesisatı döşemek ve rizikolu bölümlere destek koymak en azından 5 yıl daha alacak...

Mısır'ın arkeologlara sunduğu ha­zinenin ardı arkası kesilmeyecek gibi görünüyor

Krallar Vadisi'nde 62 me­zar bulunmuşken, ona dikey olan Ba­tı Vadisi'nde sadece 2 mezar bulun­muştu. Şu sıralarda, henüz buluna­mayan VIII. Ramses'in ve Amenhotep'in mezarları da belki kısa süre içinde bulunabilecek. Bu son mezar, Mısır'ın en çok araştırma yapılmış ar­keolojik bölgesinin bile hâlâ keşfedil­memiş zenginliklerle dolu olduğunu kanıtlaması açısından büyük önem taşıyor. Bu nedenle, tüm arkeologlar, çalışmalarını daha büyük bir zevk ve umutla sürdürüyorlar...

Ramses nasıl bir firavundu?

M.Ö. 1279 yılından, M.Ö. 1212 yılına kadar 67 yıl tahtta kalan ve en uzun yaşayan krallardan biri olan II. Ramses, 19. Hanedan'ın 3. kralıydı. "Güneş Tanrısı Ra'nın oğlu ve Mı­sır'ın savaşçı kralı" olarak tanını­yordu. Onun ölümünden bir süre sonra, büyükbabası I. Ramses'le başlamış olan 19. Hanedan sona ermiş oldu.

Yaptırdığı eserler, dokümanlar ve 120 sene önce ortaya çıkarılan mezarından elde edilen bilgiler, II. Ramses hakkında oldukça fazla bil­giye sahip olmamızı sağladı. Fira­vunun mumyalanmış vücudundan kalanlar, onun kızıl saçlı, yaşlılıktan kamburu çıkmış ve doğal nedenler­le ölmüş bir adam olduğunu göste­riyordu.

II. Ramses, kral olmadan önce cesareti ve savaşçılığı ile tanınmış­tı

Daha 22 yaşında iken Nubya'daki ufak bir isyanı bastırmak için oraya gönderilmişti. II. Ramses, babası I. Seti'den sonra 25 yaşında tahta geçti. İlk yaptığı iş, ülkedeki anıt in­şaatlarını hemen hızlandırmak oldu. Daha sonra ise, içlerinde Abydos'ta Osiris tapınağının inşaası, Abu Simbel'deki tepe tapınaklarıyla, Luxor ve Karnak tapınaklarının genişletilmesinin de bulunduğu pek çok işe teşebbüs etti.

Çok bü­yük sayılabilecek olan 20.000 kişi­lik bir ordu kurdu ve Hititler'in üze­rine yürüdü

Ramses tahta geçtikten 4 sene kadar sonra, Mısırlıların eski düş­manlarından olan Hititler kuzey ufkunda göründüler. Ramses, o za­manın standartlarına göre çok bü­yük sayılabilecek olan 20.000 kişi­lik bir ordu kurdu ve Hititler'in üze­rine yürüdü. Yapılan savaş sonu­cunda kesin bir sonuç alınamadı; bu nedenle, 15 yıl süreyle küçük çatışmalarla devam etti. Muvvatallis'ten sonra gelen III. Hattuşaş so­nunda barış istedi ve Mısırlılar da bu talebi kabul ettiler. Tabii, II. Ramses'in hükümdarlığı süresince yürürlükte kalan bu barışta, Mısır firavununun Hattuşaş'ın kızı Maat-Hor-Neferure ile M.Ö. 1246 yılında yaptığı stratejik evliliğin de olduk­ça önemli bir rolü vardı. Firavun daha sonra da ismi bilinmeyen bir başka Hitit kralının kızı ile evlendi. Ramses'in hareminin dışında pek çok eşi oldu. Hitit prensesleri, Ramses'in 7. ve 8. eşleriydiler. Fi­ravun, ilk iki eşi Nefertari ve Istnofret ile, tahta geçmeden 10 yıl önce evlenmişti. Tahtı babası Seti'den devraldığı sırada, Ramses'in beş oğlu, iki de kızı bulunuyordu. Diğer eşlerinden bir tanesi, küçük kız kardeşi Henutmire, diğer üçü ise kendi kızları olan Bint-Anath, Meryetamun ve Nebettawy'di.

Ortalama ömrün 40 seneden fazla olmadığı o günlere göre ol­dukça uzun yaşayan Ramses'e hiç ölmeyecekmiş gibi bakılıyordu

Ancak, 92 yaşında öldü ve "Ölüler Kenti" olarak bilinen Krallar Vadisi'ne gömüldü. İç organları alına­rak kavanozların içine yerleştiril­miş, mumyalanmış ve elbiseleri giydirilmişti. Arkeologlar, mumya ustalarının, firavunun kartal gagası gibi olan burnunun sarılma sırasında düzleşmemesi için burun deliklerine dövülmemiş biber koyduklarını keşfettiler. Daha sonra Ramses, yolculuğun­da almak zorunda olduğu bütün eşyalarla birlikte bir lahite konul­muştu. Bunların arasında, firavunun öbür dünyaya geçmesini sağlayacak büyüleri içeren ölüler kitabı, "ushabti" denilen ve kralın tanrılar için faydalı işler yap­masına yardım etmek için can­lanacağına inanılan küçük heykel­ler, mücevherler ve mobilyalar da bulunuyordu.

Tutankamon...

Mezarındaki inanılmaz zenginlik bulunduğu halde Tutankamon, (M.Ö. 1361-1352), hâlâ hakkında en az bilgi bulunan firavundur. Tahta çıkma hakkını, ünlü kral Akhenaton (M.Ö. 1379-1362) ile kraliçe Nefertiti'nin kız­ları Prenses Ankhesenpaaten'le evle­nerek elde etmişti. Tutankamon'un ebeveyninin kimler olduğu konusun­da, bazı uzmanlar bu firavunun, "Akhenaton'un Nefertiti dışında bir kadın­dan olan oğlu" tezini ileri sürüyorlar. Bazı uzmanlara göre de Tutankamon, Akhenaton'un babası III. Amenofis'in (M.Ö. 1417-1379) birinci karısı Ti/den doğmuştu. Kesin olan, Tutanka­mon'un III. Amenofis ve Akhenaton'la akraba ve soylu olduğudur. Dokuz yaşında tahta çıkan ve adı 12 yaşına kadar "Tutankhaten" olan Tutanka­mon (etimolojik olarak anlamı: Güneş Tanrısı Amon'un yaşayan temsilcisi), krallar arası savaşların en yoğun ol­duğu dönemde doğmuştu. Kralların fethettikleri toprakların genişlediği ve komşu ülkelerden de altının ülkeye aktığı bu dönemde Mısır, dünyanın en zengin ülkesiydi.

Firavun vaktini, daha çok yöneti­min bulunduğu Memphis'te geçiriyor­du ama Mısır'ın başkenti Teb şehriy­di. Tutankamon'un tahta çıktığı sırada Mısır'ın bütün tapınakları bakımsızlık­tan kırılıyordu. Yönetimdeki karışıklık­ların önü alınamıyor, Suriye'ye düş­manla çarpışmaya giden ordu sürekli yeniliyordu. Tutankamon, "babası" Amon'un, Rah'nın ve diğer tanrıların altın heykellerini yaptırdı, çözülmüş olan rahiplik kurumlarını düzenledi, tapınakların hazinelerine büyük ba­ğışlar yaptı. Firavun Akhenaton'un tersine, "Eski Rejim' canlandırdı ve III. Amenofis zamanında bitirilmemiş olan anıtların tamamlanması işine gi­rişti. Bu işlerin arasında Luxor tapı­nağı da vardı. Bugün, Tutankamon'un tahtta kaldığı dokuz yıl boyunca aske­ri bir harekata katılmadığı düşünülü­yor. Sadece keşif için general Horemheb komutasında Filistin'e ve Lüb­nan'a asker gönderdiği sanılıyor. Tutankamon 19 yaşındayken aniden öl­düğü için geride vasiyet bırakmamış­tı. Kafatasında sol kulağın arkasında tahribat bulunduğu için, ölümünün bir kaza sonrasında olduğu sanılıyor. Mezarının yanında bulunan iki küçük tabuttaki ölü doğmuş bebeklerin, Tutankamon'la tek eşi olan Ankesena-mun'un çocukları olduğu sanılıyor. Tutankamon'un ölümünden sonra tahta çıkan General Horemheb, Tu­tankamon'un tapınaklarını kendisine aldığı gibi, onun adını da unutturmak istemiş, ama, bilinmeyen bir nedenle Tutankamon'un lahdine dokunmamıştı. İşte bu lahit, 1922 yılında Lord Carnarvon ve Howard Carter adlı iki İngiliz ejiptolog tarafından bulundu. Tarih 3000 yıl sonra Horemheb'e il­ginç bir oyun oynamış, sonunda yine Tutankamon üne kavuşmuştu...

---------------------------------------------------------------------------

-----
Hazırlayanlar :  merakediyorum grubu üyeleri This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
Kaynak : Focus Temmuz 1995 sayısından alınmıştır.  Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

Posta Paylaş